Süper model’inizi dijital alır mıydın?

Süper model’inizi dijital alır mıydın?

Ben çocukken, süpermodelin kime dendiği, kim olduğu gayet netti; çünkü zaten altı taneciklerdi: Naomi Campbell, Cindy Crawford, Linda Evangelista, Christy Turlington, Claudia Schaffer ve Stephanie Seymour. Mahşerin altı topuklusu. Zürafa bacaklı, japon balığı salınımlı tanrıçalar. Bu ekipten iyisi gelmedi, birlikte sahneye çıktıklarında yaydıkları enerjiye kimse yetişemedi.

Bu büyülenmenin devamı olarak, elbette küresel paparazzi her hareketlerini takip etti ve dijital dönüşüm öncesi doğmuş biz zavallılar bunu anca dergi veya televizyondan filan takip ettik. Nerde öyle instagramdan Claudia takipleyip Kate layklamak? Etkileşimde yokluk zamanlarıydı, belki de tüm havaları bundandı. Gerçek olamayacak kadar güzellerdi ve aslında gerçek olduklarına bizi inandırabilen tek kanıt da fotoğraflardı. Belki de yoklardı yani? Elbette bu ‘büyülü’ halin ayrıntısında, yani tüm o imkansız vücut oranları, saç dalgaları, porselen ciltler, inci gülüşlerin altında, rötuşların da etkisi büyük. Yeme bozukluklarıyla ciddi anlamda boğuşan, aynalarla belki de en çok kavga eden nesil bu yüzden de yine aynı nesildi.

Ta ki instagram çıkana kadar.

İnstagram bir tuhaf mecra. Tüm bu uzaktan ışıltılı insanları her an takip edebildiğimiz, aralarında “gerçek” hissetmeye hasret kalmışların elbise askısı olmanın ötesine geçip karakterleriyle parladığı, hatta instagram başarılarıyla da ölçüldükleri, yeri geldiğinde sektör içindeki tacizleri, zayıflama baskılarını, ırkçılığı ifşa ettikleri, bambaşka bir yer. Yani yeni neslin yukarda bahsettiğim kendinden memnun olmama, başkalarıyla kıyaslama vb kaynaklı sorunlarla çok daha fazla boğuştuğu, “selfie” diye bir şeyin çıktığı ve hatta buna özel makyaj ürünlerinin türediği zamanlardayız. Neden şimdi size instagram ve gençliğe etkisini anlatıyorum bilemiyorum; ama laf hep kendi yolunu buluyor. Neyse, evet, instagram efendim. Kimi ulaşılmaz insanların daha gerçek olduğu, tüm bunların bizi gerçeküstü beklentilere soktuğu bi acayip yer. yaşlanıyorum da, evet. Konuya dönersek…

shudu2

Çok yeni olmamakla birlikte bu aralar daha fazla duymaya başladığım bir süpermodelle sizi tanıştırmak isterim: Shudu. Shudu’nun 90lardaki meslektaşlarından en büyük farkı, gerçek olmaması. Shudu, tamamen dijital, bilgisayar ortamında yaratılmış bir karakter. Öyle biri yok yani. Ama instagram’da var; hatta orda o kadar çok var ki bazı gerçek modellerden daha fazla takipçi ve etkileşime sahip. Ve evet, markalarla da işbirliği halinde.

shudu1

Shudu’nun hikayesi enteresan. 2016’da instagramda belirdiğinde, dijitalliği yaygın bir bilgi değildi ve yeni bir model olarak popülerleşti. Kendisinin yaratıcısı beyaz ve erkek; haliyle “siyahi modellerin yükselişinden para yapmaya çalışan, sektörde yer edinmeye çalışanlara trend muamelesi yapan bir uyanık” olmakla itham edilip topa da tutulsa, Cameron-James Wilson’a göre Shudu bir sanat eseri ve eserin sahibi de haliyle kendisi. Bence yaratıcı bir deneyinin sosyal deneye dönüştüğü bir vaka.

Shudu ne ilk ne son, bu işin ilk örneklerinden biri meğer Lil Miquela imiş (NY Times yalancısıyım).  Çillerine vurulduğum Lil Brezilya asıllı bir Amerikalı, yakın zamanda şarkı söylemelere de başlamış.

miquela2miquela

Böyleyken böyle Mahmutters. Dijital modeller gerçeklerin yerini alır mı, bir iş kolu böylece kayıplara karışır mı, hadi diyelim bu oldu, insan olmayışları sebebi ile etik sınırlar iyice mi yok olur, Japonlar bu işe kimbilir nasıl el atar, dijital mükemmellik biz fanileri iyice mi delirtir, güzellik mükemmele erse bile biz yine dönüp dolaşır Kate Moss’un 90lardaki siyah beyaz fotoğraflarına mı hayran oluruz, bu işi kim nasıl çözer sorularıyla sizi başbaşa bırakıyorum. Kahve sohbetlerine, cuma akşamı drinklerine, romantik yemeklere meze etmeniz dileğiyle.

 

Fotoğraflar ve kaynak: Vogue, bahsi geçen instagram hesapları, New York Times

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir